RSS Feed
Kas 16

IRANA YARDIM

Posted on Pazartesi, Kasım 16, 2009 in Haber

Almanya, tüm atik nükleer çubuklarını trenle gezdiriyor. Bir yerde tutmasına hiçbir eyalet izin vermiyor.

 

ABD nin uzaya fırlattığı yönünde bile rivayetler var. Digerlerini dev havuz tesislerinde surekli soguk su devridaimi edilen sistemlerle sakliyor. Rivayet odur ki Alaskada buz kutlelerinin altinda da bu tur durumlar var.

 

Fransa, Nükleer reaktörleri kapatma noktasında.

 

Ben olmasın demiyorum.

 

Ama olacaksa azami dikkat olması gerektiğini savunuyorum. Hatta mümkün ise, bir tesis kurulsun ve bu tesiste hiçbir türk çalışmasın, ki hataları minimuma indirelim. Tercihan japonların veya almanların iyi ücret karşılığında çalışmalarını isterdim.

 

Bu arada davutoglu cikmis sunu diyor, tartismali Iran nukleer enerjisinin atiklarini biz depolayalim.

 

Anadoluyu dogasini tahrip ederek, altin arama bahanesi ile siyanure bogarak, fabrikalarin atiklari ile dengesini bozarak, yeralti sularini da ceke ceke tum yeralti su kaynaklarini neredeyse kurutarak icine ettigimiz yetmedi, bir de nukleer copluk edecegiz.

VN:F [1.0.8_357]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
Kas 3

SAĞOLSUN VATAN, NEFES

Posted on Salı, Kasım 3, 2009 in Haber

nefes-vatan-sagolsun-300x263

 Konuya ingilizce bir tabir ile başlayacağım. Bitch slapping. Kelime karşılığı, “fahişe tokatlamak”. Anlam karşılığı ise, aynı insana sürekli olarak ağır vurmak. Hatta ağır vurduğunu ve karşındakinin salak algısının salaklaşacağını bile bile kasıtlı olarak yapmak. Mesela eşinizin doğum gününü unuttunuz. Bu bir hatadır. Bunu o akşam yüzünüze çarptı. Bu bir doğal sonuçtur. Ama bu konuyu haftalarca uzatması, artık onun sizi bitch slap ediyor olması anlamına gelir. Yani, sürekli ve haksızca vuruyordur, vuracaktır.

Sonra da, bir türkçe borsa tabiri ile devam etmek istiyorum. “Keriz silkelemek”. Bu da, basit akıl yapısına sahip, borsanın dehlizlerini bilmeyen ancak kısıtlı zekası ile “hah işte kağıt yükseliyor alalım” diyebilen trt teletext borsacısının (tabii bu arada art niyetli broker lara güvenip tamam ulan alalım madem öyle diyorsun sınıfı da var) bir kağıda sürekli talep göstermesini sağladıktan sonra kağıtları bir anda deşarj edip, yapay olarak yükselttiği kendi kağıdını, gelen basit yatırımlar (=kerizler) ile daha da yükselmesini sağlayıp en tepeye yakın noktada elinden çıkartmak, böylece basit yatırımcının ofsaytta kalarak yatırdığından daha düşük bir paraya kağıdı elinde bırakmak (=silkelemek). Bunlara önlem olarak SPK diye bir müessese var, tabla kapatmak diye aksiyonlar var, vesaire. Bunlar farklı konular bunlar hakkında bilgim bu kadar.

Bu tabirleri kullanmamın sebebi, ortalama Türk vatandaşının algısının sürekli “bitch slap” ile kapatılıyor olması, ve de “modernite, demokrasi, çok seslilik” gibi kavramlar ile de ana yargı sistemlerinin çökertiliyor olması. Yani artık

-mahallede gay olmasını reddetmek “kapalı kafalılık”,

- Avrupalı komşularınızın gece yarısı gürültü yapmalarına şikayet etmek “dar görüşlülük”,

- çoğunluğu bir bölgeye ait mafyanın domine ettiği otoparkçılardan tiksinip arabasını eşkıya otoparkçıya değil de iki sokak öteye bırakmak “cimrilik”,

- ilkokulda her gün tekrarladığın bir kelimenin “türküm, doğruyum, çalışkanım” (NOT: 5 yıllık ilkokul, yılda 200 gün öğretimden 1,000 gün eder, sana 1000 kere yasin okuyayım yüksek sesle takriben 100ncü seferde benle tekrara başlarsın, 200′de kendin ezberden okursun, 300-400 civarlarında kelimelerden anlam çıkarmaya başlarsın, 600-700 e geldiğinde ise, zaten hafız olmuş olursun, 800-900 civarlarında ise ben iyi okumuyorum diye beni bıçaklayabilirsin NOT BİTTİ) ileriki yaşlarında yanlış olduğunu düşünmemek , hatta hata ile doğru olduğunu düşünmek “geri kafalılık, faşistlik, kafatasçılık”,

- “allah allah, ortada fotokopiden türetme deliller var neden neye dayalı belli değil bu iddianame” demek “askercilik”,

- muhalefeti (hem chp hem mhp) her gün alternatif basından takip edip ne dediklerine bakmak ve ikisinin de tüm olaylarda güzel tepki verdiklerini görmek ve de arkadaşlarınla tartışmalarda “deniz baykal olmasa idi chp iktidarda idi, zaten chp şu anda muhalefet bile yapmıyor” dediklerinde “ama arkadaş bak gel son 20 günün açıklamalarına bakalım, siyasi gündemine bakalım, chp veya mhp neler demiş, doğru mu yanlış mı demişler” demek “dar kafalılık”.

Örnekler çoğalır, ama sizler de sıkılırsınız. Anladınız demek istediğimi. Ana kavramların çoğu sarsılmış, sarsmayı destekleyenlere gösterilen hoşgörü, sarsmaya karşı olanlara gösterilen ise tahammülsüzlük. Derler ya, daha tartışmayı beceremiyoruz diye, herhalde doğru tesbit.

Gelelim film yazısına. Açıkçası konu hassas bir konu olduğundan, bu film hakkında yorum yapmak veya yapmamak arasında gittim geldim. Taraflı olduğumu bildiğimden de, sizlerin negatif elektriğini üzerime çekmek de istemedim. İyi yorum faşistlik olarak duracak, kötü yorum ise pkk lılık olarak duracak diye düşünüyorum.

Yukarıda uzun uzadıya anlattıklarım ışığnda bakılırsa, bu film aslında 90 lı yılların ilk yarısında yayınlansa idi, çok da ses falan getirmezdi. Hatta bölücülük ile suçlanabilirdi yönetmen. Neden böyle bitti sen örgüt propagandası mı yapıyorsun derlerdi. Bugün yayınlandığında ise, “ne kadar birleştirici, ne kadar güzel anlatmış” yorumları alıyor.

Temelde bu bir film. Bu kadar.

Film hakkında teknik yorumlarımı vereyim. Bir kere kameralar, renkler çok güzel bir belgesel niteliğinde. Dış çekimlerin hepsi müthiş kadrajlar ve renk uyumları içeriyor. İç çekimler de hakikaten askerlikte görülebilen tüm binaları özetliyor. Aynı sadelik ve kalitesizlik. Aynı “geçici olarak kalınıp sonra eve dönülecek” mekanlar. Aynı “standart mobilyalar ile sınırlı bir süre hayatta kalınması gereken ve bundan sıkılınmaması gereken” odalar, koğuşlar. Bence o atmosferi yansıtmakta çok başarılı olmuşlar.

Oyuncular hakkında yorumlarım ise, bence müthiş oynamışlar. Yani mevcut Türkiye aktör kadrosundan kendini beğenmiş istiklal / asmalımescit / nevizade / sıra selvilerde ahkam kesmekten başka bir şey bilmeyen tiyatrocu/sinemacı kavrulmuşları ve popçu-türkücü aktör olmaya çalışmış hanzoların bol olduğu memlekette aktörlüğü amatörce yapan insanların kullanılması son derece güzel olmuş. Yani açıkçası ben bu filmde özcan deniz ve/veya mehmet ali erbil ve/veya oktay kaynarca görmek istemezdim. Allaha şükür olmamış. Tek eksi noktam, sondaki insan şok sahneleri abartılmış. Ona da bir şey diyemiyorum, bu şokları başka şekilde anlatamazsın insanlara.

Hikaye veya ana konuya gelince, bence sıradan bir konu. Kötü A insanını yakalamaya çalışan İyi B insanı ve onların mücadelesi. Akış açısından film insanı ilk girişinde (içtima) çok etkiliyor. Sonrasında kendi kendine (eğitimler ve yerleşim) kalmaya başlıyor, mücadele beslenmiyor. Ama o arada herkesin askerlik anıları canlandığından burada duraklama hissedilmiyor, güzel geçiyor. Sonrasında bir hızlanma belirtisi var (pusu) , bu sahneden sonra artık film insanlık-askerlik-kardeşlik konularını irdelemeye başlıyor. Zaten burada da artık akıllarda kalacak soru işaretleri seyirciye veriliyor.

Şahsi olarak en keyif aldığım film sahnesi, yüzbaşının kötümserliği ile bulutların karardığı anlar idi. Görsel olarak çok güzel yakalanmış. Bir de Atatürk’ün kan ağladığı sahne var. Hani Oliver Stone filmlerinde bir sahne vardır ve onun fotolarını verirler insanlar da çarpılır. Bu sahne öyle bir sahne işte.

Sorgulanacak noktalara gelince,

1- hiçbir birlik mühimmat eksiğini “sizde var mı bizde kalmamış da” şeklinde telsizden anons etmez. Bunun farklı metotları vardır.

2- devreye giren terorist, sadece yüzbaşının konuşmasını kollamaz. erlerin de devresine girer ve moral bozar. ha erlerinkine girdi pek göstermedik hissi var ise, o zaman erler neden bu kadar neşeli olabiliyorlar?

3- film sonunda üsteğmenin yaptığı hareket (sonu anlatıp heyecan kaçırmayayım) bence hiç gerçekçi değil. bütün gece mücadele etmişsin…..

4- mutfakçı kardeşim, madem tüfeğin var ve vurabiliyorsun, neden konuşmaları beklersin? amerika mı burası? vur gitsin film de bitsin.

5- dağda 6 ay kalan insanlara pekmez çorba nasıl geliyorsa, mühimmat da öyle gelir.

ANA FİKRİN BABA FİKRİ

Kardeşim, vatanını asker olduğu için devletine hizmet ederek savunan yüzbaşı ile, ayrıca mecbur olduğu askerlik yaparak savunan gariban ile, o toprakların kendine ait olduğunu iddia eden eşkıya arasında bir ayrım yapın yahu. Bu kadar da hoşgörü olmaz.

Bizim konuya “gelin kardeş olalım işi kolay kılalım” yaklaşımımız BİTCH SLAP sonucudur. Bana silah doğrultana ve bunu kasıtlı olarak yapana nasıl hoşgörü pompalanabiliyor?

Bizim konuya “iyi de onlar da bu kadar yokluk görmüş, bu kadar az imkanlara sahipler” yaklaşımımız da KERİZ SİLKELEME ile elde etmek istenilen sonuca kısa adımlarla gidilmesidir. Bunu diyen arkadaşlara tek lafım var, işim icabı orta ve doğu anadoluda , orta ve doğu karadenizde bulundum. Hastane yapılması için Rizelilerin ayaklanması mı lazım? Okul yapılması için Yozgatta terör örgütü mü olması lazım? Kırşehir’in belediye başkanı başka ülke olduklarını belirttiğinde mi oraya kültür sarayı yaptıracak AB fonları ve/veya ABD yardımı? Trabzonlu işsizler ordusu, belediye otobüsü mü yakacaklar iş imkanları için?

Kardeşlik mi istiyorsunuz? Nasıl beraber olunur, nasıl aynı şeylerden keyif mi alınabilir istiyorsunuz? alın size kardeş nasıl olunur hiçkimseden bir şey istemeden, kimsenin malına canına toprağına ve kurduklarına düşmanlık duymadan en güzel ispatı

http://www.vimeo.com/6902099

NOT:

- TRT ŞEŞ ile Kürtçe yayın yapan ama Çerkezce, Abhazca, Ermenice, Rumca  yayın yapma hakkında hiçbir perspektifi olmayan , TRT ŞEŞ i açarken demokrasi ve tüm toplumsal katmanlarımıza saygılı olan, ama diğer etnik kimlikler hakkında hiçbir faaliyet göstermeyen “göstermelik demokrat” trt ye

- Kendilerinin gerçek liberal ve demokrat olduğunu söyleyen ve Kürtçe TV açılana kadar bu işin bayraktarlığını yapan ama Kürtçe TV açıldıktan sonra diğer etnik kimliklerin hiçbiri hakkında hiçbir ses vermemiş olan  tüm aydın, entellektüel ve benzeri bireyler ve NTV ve CNN Türk’e

- Hayvan gibi sünni müslümanlık pompalayan ve Ramazan’da neredeyse 4 kanalını her türlü oruç ve ibadete ayıran ama hiçbir bir alevi törenini bırak canlı banttan bile yayınlamayan, memleketteki hristiyan ve yahudilere yönelik en azından bayramlarında ufak bir tebrik ve/veya ufak programcıklar dahi yapmayan ama demokrat ve herkese eşit olduğunu belirten TRT ye

sonsuz teşekkürlerimi belirtiyorum. Bu zamanlar gerçekten Litmus kağıdı gibi herkesin nerede olduğunu, neyi göstermelik, neyi gerçek yaptığını çok güzel gösteren zamanlar oldu.

VN:F [1.0.8_357]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
Ağu 23

The Cat Returns (2002)

Posted on Pazar, Ağustos 23, 2009 in Sinema, dizi vs...

the20cat20returnsAnime ve Hayao Miyazaki ; yurdum insanı için pekmez ve tahin gibi. İyi bir yemeğin üzerine şöyle afiyetle izlenebilecek, hele yanında bir de çay olursa (her zaman farklı olacağından tadını garanti edemeyiz tabii - anlamı için filmin izlenmesi gerekli).

“Vizyona neler girdi sen neyin peşindesin” dediğinizi duyar gibiyim, önemli olan insanın vizyonuna neler girdiği değil midir? Fantastik bir film eğer usta ellerden çıkmışsa bir insanın vizyonunu açmada borçöz’ün lavaboyu açma performansını rahatlıkla sergileyebilir. O kafamızın köşesine takılıp kalmış ve günyüzü görmemizi engelleyen stres kaynakları, küçük endişelerimiz, büyük sıkıntılarımız, orta şiddetli travmalarımızın ilacı şu son dönemde de kendini gösterdiği üzere fantazidir. Fantaz, gerçek olanın olumsuzlanması değil kavrama gücünün arttırılmasıdır, bir nevi beyin viagrasıdır, şu ana kadar denenen hastalarda yan etkiye de rastlanmadı.

(daha fazla…)

VN:F [1.0.8_357]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
Tem 7

Gollum’u Avlamak

Posted on Salı, Temmuz 7, 2009 in Sinema, dizi vs...

header_r1_c11

Yüzüklerin Efendisinin itilmiş ve toplum dışı hobbit’i Gollum’un yakalanışı ile ilgili kısa bir film “The Hunt for Gollum”.  Öyle kısa film deyince yüzünü buruşturanlardansanız eğer hemen uyarayım , Yüzüklerin Efendisine konsept olarak çok andırmakla birlikte eğer uzun film olarak çekilseydi Peter Jackson’un üçlemesinden daha başarılı olurdu izlenimi veriyor. Aragorn’u yılların yükünü daha güzel taşıyor omuzlarında , Gandalf’ı daha bilge ama tabii Gollum’u yansıtmak için milyon dolarları olmadığından efektleri daha başarılı değil. Film Peter’in o 540 dakikaya sığdıramadığı bir hikayeyi anlatıyor. Yüzüklerin Efendisi kitabında da aslında sadece bir konuşmada geçen kısmı. Aragorn’un filmin geçtiği zamandan yıllar önce Gollum’u bulup Gandalf’a götürmek üzere yola çıktığı zamanı. Orta Dünya’nın en büyük kolcusu bulunması , bulunsa da elde tutulması en zor , en musibet yaratığını avlıyor.

“The Hobbit” gelene kadar idare edin efendim. Mottomuz da şu olsun : “film bulunca izle, yüzük bulunca kaç”

Gloin’in Oğlu

VN:F [1.0.8_357]
Rating: 5.0/5 (2 votes cast)
Tem 1

Maykıl Öteye Kaykıl

Posted on Çarşamba, Temmuz 1, 2009 in BJK, Haber, Müzik

Benzersiz gevurların tabiri ile “unique” taraftar grubu Çarşı’dan yeni bir bomba…
Geçtiğimiz hafta hayata gözlerini yuman efsane şarkıcı Michael Jackson’ı unutmayan efsane Beşiktaşlı taraftar grubu Çarşı başsağlığı mesajı yayınladı…

“Hayatının yarısını siyah yarısını da beyaz geçiren büyük Beşiktaşlı Michael Jackson ruhun şad olsun”…
Üç nokta…Söyleyecek başka kelime bulamıyorum avs… memleketin reklam yazarları senaryo yazarları vs de bu kadar yaratıcı olabilse keşke aq :)

 

carsi_michael_jackson

 

 

 

 

 

 

 

VN:F [1.0.8_357]
Rating: 5.0/5 (1 vote cast)
pageTracker._initData(); pageTracker._trackPageview(); } catch(err) {}